2 Temmuz 2010 Cuma

“Hiçbir hikâye çözümle bitmemelidir…” Lady Gaga


Gaga’nın çok işi var. O bir menajer, müşterisiyse Lady Gaga.Bir saat sonra, Lady Gaga locasından indi. Aracı hazırlandı ve korumalar bu kez de çıkması için yolu açtılar. Blackberry’lerin flaşları ve dijital fotoğraf makinelerinin ışığı, kapıya giden yolu aydınlattı. Kan ter içinde, sıska bir çocuk nasıl becerdiyse, korumaların arasında sıyrılıp, ağlayarak “Seni, sen olduğun için seviyorum Gaga!” diye bağırdı. Lady Gaga, kimsenin müdahale etmesine izin vermeden, çocuğun kulağına eğilip yumuşak bir sesle “Ben de seni, sadece kendin olduğun için seviyorum” dedi. Bu sözler çocuğun ağlamasını şiddetlendirirken, Lady Gaga gözden kayboldu.

O günlerde Stefani Germanotta’ya (artık Lady Gaga) ‘bir sanatçı adayı’ diyebilirdiniz. Müzik dünyasında kendine yer edinmeye çalışan bir club dansçısıydı. Cumartesi günleri onun Doğu Yakası’ndaki boş evinde yere oturup, bira bardaklarından şarap içerdik. Başını kucağıma koyup yere uzanır ve romanımın müsveddelerini okurdu. Arada bir Bruce Springsteen molası verirdik. Müsveddelerimin boş sayfalarına notlarını yazar, kariyer planının taslağını yapardı.

Gaga, her zaman ünlüydü. Daha albümleri piyasaya çıkmadan önce bile, onunla bir partiye ya da ‘club’a gittiğinizde sıra beklemeniz gerekmezdi. Bir kitapçıda dolaşırken, etraftaki herkes, onun elindeki kitaba bakardı. Ufak tefek bir kızdı ve incecik bir sesle konuşurdu, ama dikkat çekmeyi bilirdi.

Diğer genç şarkıcılar, “Benim şarkılarımı beğeniyor musunuz? Albümümü alır mısınız? Konserime gelecek misiniz?” diye sorarken, Lady Gaga dünyaya, “Ben ünlüyüm; zaten ben, siz beni tanımadan önce de ünlüydüm” diyor. İşte onu diğerlerinden ayıran fark da bu. O şöhretin hayalini kurmadı, onu tüm dünyaya ilan etti.

1990’lı yıllarda Madonna’nın menajerliğini yapan Bert Padell onu telefonla aradı. Sadece 21 yaşındaydı ama Padell kim olduğunu biliyordu; üstelik onunla daha küçükken tanışmıştı ve adama bunu hatırlatmayı ihmal etmedi: “Annem şiir kitabınızı hâlâ saklıyor.” Padell, onun yeni demosunu dinlemişti ve menajeri olmak istiyordu. Bir ay sonra, ‘Just Dance’in videosunu çekmek için Los Angeles’a gittik. Eve döndüğümde beni aradı ve “New York’a döndüğümde seninle iki normal insan gibi yemeğe gitmek istiyorum. Ama sen benim DJ’im olma, ben de senin şarkıcın olmayayım. Sadece Brendan ve Stefani olalım” dedi.

O yemeğe hiç çıkamadık; çünkü o günden beri Stefani, Lady Gaga olmadan bir gün bile geçiremedi. O artık, ucuz kırmızı şarap eşliğinde öngördüğü geleceği ya da en azından, o geleceğin başlangıcını yaşıyor. Kendi tabiriyle birinci aşamayı…

O aniden bir star oldu. Bu birçok kişinin başına geliyor ve birden bire bakıyorlar ki, artık star değiller. Üzerlerine patlayan flaşlar birden sönüyor; çünkü onlar uymaları gereken bazı kurallar olduğunu düşünüyorlar ya da birileri onlara uymaları gereken kurallar koyuyor. Lady Gaga’ya ise kimse hiçbir şey söyleyemez. O pastadan çıkan parıltılı kız, kendi şöhretini kendi yarattı ve bana çok önemli bir şey öğretti. Romanımı nasıl bitireceğim konusunda çok endişeliydim. Müsveddeyi elimden çekip aldı, son sayfasını açtı ve tükenmez kalemle şöyle yazdı: “Hiçbir hikâye çözümle bitmemelidir…”


Brendan Sullivan'ın Tempo'da çıkan bu yazısını okurken size Lady Gaga'nın bu şarkısı eşlik etsin..

2 yorum:

SED dedi ki...

kendini bilen insanların hepsine hayranım:)
ne olduğunu bilmeyene de gıcık!

Chilek dedi ki...

Öğle yemeği, araba ve Ali İhsan desem uyar dimi? canım:))